+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Osmanlı'da Eyalet-Vilayet Sistemi

  1. #1
    Administrator exodos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2007
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    528

    Standart Osmanlı'da Eyalet-Vilayet Sistemi

    Osmanlı altı asır vilayet/eyalet sistemiyle yönetildi. Taşra diye isimlendirilen merkezin dışındaki bütün bölgelerin idari yapılanmasına temel olan en büyük idari birimdi eyalet. Köy, nahiye, kaza, sancak diye en küçükten büyüğe doğru sıralanan birimlerin üstünde Beylerbeyi unvanını taşıyan ve vezir yani bakan statüsündeki kişi tarafından idare edilen birimdi eyalet. Nitekim 1590'a kadar eyalet kelimesi yerine Beylerbeyilik tabiri kullanıldı.

    Padişaha aidiyet esasına dayanan Osmanlı toprak sisteminin, dolayısıyla vergi ve ordu düzeninin gereğiydi eyalet yapılanması bir bakıma. Anadolu ve Rumeli'de bulunan eyaletlerin geliri yüklenen görev karşılığı bazı idarecilere ve sipahilere tahsis edilmişti. Bunlardan bağımsız Mısır, Bağdat, Yemen, Basra, Lahsa, Habeş ve garp ocakları denilen Cezayir, Tunus ve Trablusgarb eyaletleri vardı. Anadolu ve Rumeli eyaletlerinin 'salyanesiz' yani yıllıksız olarak adlandırılmasına karşılık diğerleri 'salyaneli' yani yıllıklıydılar. Salyaneliler yıllık olarak önceden belirlenmiş olan bir vergiyi merkeze gönderme yükümlülüğü olan; ama askeri, mali, idari, adli bakımdan mahalli örfün ağırlıkta olduğu her biri diğerinden farklı düzenlemeyle yönetilen yerlerdi. Aynı şekilde Doğu Anadolu'da Kürt beyleri de özel statüye sahiptiler. Kendi hanedan hiyerarşilerine dayalı idare edilen sancaklardı bunlar. Genelde hükümet, zaman zaman yurtluk/ocaklık da denilen bu sancakların bütün geliri kabile beylerine aitti. Ve yükümlülükleri belli oranda asker toplamak, istendiğinde bu askerleri merkezin emrine vermekti. Ama diğere eyaletlerde olduğu gibi buralarda da merkezin tayin ettiği bir kadı ve askeri garnizon bulunuyordu.

    Eyaletin başında bulunan beylerbeyi hiç şüphesiz o bölgede padişahın otoritesini temsil eden kişiydi. Ayrıca eyaletin her sancağının başında da yine merkezin atadığı sancak beyleri vardı. Özel bir konuma sahip olan ve Paşa Sancağı diye anılan yerlere atanacak yüksek rütbeli kişinin tayini de merkezden yapılıyordu tabii. Eyalet, beylerbeyi tarafından ve merkezdeki Divan-ı Hümayun'u model alan küçük çapta bir bakanlar kurulu eliyle yönetiliyordu. Burada işaret etmek gereken bir husus, sonraki asırlarda 'kuvvetler ayrımı' diye isimlendirilen yapının baştan itibaren Osmanlı idare sisteminde yer aldığıdır. Her çağda 'kadılık' yani yargı bağımsız olmuştur. Eyalet özel statülü olsun ya da olmasın beylerbeyi de dahil kimse kadılık makamının onayı olmaksızın cezalandırılamazdı. Fatih gibi her sözü kanun sayılan bir hükümdar dahi bu kuralı aşamadı. Arnavutluk seferi sırasında bir prensliğin başındaki kişinin hayatını bağışlayan paşanın taahhüdünü aşmak için Fatih'in şeyhülislamdan fetva istediği bilinir.

    İlk beylerbeyi Lala Şahin Paşa

    Sistemin ortaya ilk çıkışı 1. Murad döneminde. Balkanlar'da fetihler devam ederken ele geçirilen toprakların idaresi için 1362'de Rumeli Beylerbeyi olarak atanan ilk kişi Lala Şahin Paşa. 1. Murad daha sonra oğlu Bayezid'i merkezi Kütahya olmak üzere 1363'te Anadolu'ya Beylerbeyi olarak gönderdi. Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin'e ait toprakları ele geçirince 'Rumiye-i sugra' denilen Amasya, Tokat, Sıvas illeri ayrı eyalet oldu. 15. yüzyıl ortalarına kadar devam eden bu üç eyaletli yapıya 1468'de Fatih, Karaman eyaletini, Kanuni Dulkadiriye yani Maraş, Halep, Şam ve Mısır beylerbeyliklerini ekledi. Yine Kanuni devrinde Bağdat, Van, Erzurum, Şehrizor, Budin ve Temaşvar beylerbeylikleri kuruldu ve eyalet sayısı 32'ye yükseldi.

    Bu sistem İstanbul'un istediği her an ve kısa sürede 200 bin asker toplamasına imkân veriyordu. Eyaletler ve bağlı sancakların tutmakla yükümlü oldukları tahrir defteri denilen kayıtları Osmanlı asırları boyunca en düzenli istatistik belgeleri olarak duruyor. Bunlara bakılarak merkez, imparatorluk hudutları dahilinde kaç köy, o köylerde kaç küçükbaş kaç büyükbaş hayvan bulunduğundan tutun, kaç evli erkek, kaç bekâr erkek, kaç gayrimüslim bulunduğuna kadar her türlü bilgiyi alabiliyor, göç hareketlerini izleyebiliyordu.
    Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı ama kendi kendilerini idare eden eyalet sayılmakla birlikte müstakil oldukları kabul edilen yapıları da bu tabloya eklemek gerekir. Kırım Hanlığı bunların başında geliyordu. Hanlar İstanbul'un gözünde padişaha bağlılık sözü vermiş hükümdarlardı. Ayrıca Erdel Krallığı, Eflak ve Boğdan emaretlerinin durumu da buna benziyordu. Buraların hükümdarlarına Osmanlı padişahı taç giydirir resmi kayıtlarda adları kral olarak zikredilir, huzurda bölgeleri 'mümtaz eyalet' diye anılırdı. Günümüzde ABD'nin ve Almanya'nın benimseyip uyguladığı Osmanlı eyalet düzeni imparatorluğun en güçlü olduğu dönemde şu merkezlere dayalıydı: Anadolu (Ankara ve Kütahya), Rumeli (Edirne, Sofya, Manastır), Rum (Amasya ve Sıvas), Bosna (Saraybosna), Karaman (Konya), Dulkadir (Maraş), Şam (Dımaşk), Mısır (Kahire), Trablusşam (Tripoli), Yemen (Zabid ve San'a), Cezayir Bahri Sefid (Gelibolu), Cezayir Garb (Cezayir), Lahza (Katif), Trablus-Garb (Libya), Habeş (Suakin ve Cidde), Kıbrıs (Lefkoşe), Trabzon, Kefe, Halep, Kars, Bağdat, Van, Tunus, Basra, Budin, Tameşvar, Çıldır, Erzurum, Şehrizor (Süleymaniye ve Dahuk), Diyarbekir, Musul.

    Son yüzyılda 'vilayet' diye anılan eyaletlerin bir özelliği de Osmanlı'ya devlet adamı yetiştirmesidir. İmparatorluğun kaderinde söz sahibi olmuş ne kadar kumandan, vezir, sadrazam varsa neredeyse tamamının Beylerbeyiliğinden/valilikten geldiğini görmek gerek... Osmanlı bürokrasisinde tırmanışın sancaktan başladığını da...

    Şehrizor eyaleti
    Türkiye gündemindeki Kerkük dolayısıyla Osmanlı eyalet düzenini anlatırken adı bölgenin gerek coğrafyasına gerekse idare edilmesindeki zorluğa bakılarak Şehrizor olarak konulan eyaletin durumuna ayrıca bakmak gerek. Süleymaniye, Akra, Duhok ve Zahu'yu içine alan Musul eyaletinin ikinci merkezi Kerkük'tür. Kâtip Çelebi'nin Keşfü'z- Zünun'unda Kürdistan, Cezire ve Irak diye üçe ayrıldığını söylediği coğrafyadır bu. Musul'un Mervani Kürtlerinin merkezi daha sonra Selçuklu Atabeklerinin başkenti olduğunu da hatırdan çıkarmamak lazım. Musul tarihi açıdan Bizans zamanında dahi Harran'dan sonra ikinci ordugâhtır. Öyle ki tarihi kayıtlar Diyarbakır, Azerbaycan ve Ermenistan ordugâhlarının bu iki garnizona bağlı olduğunu gösteriyor. Osmanlı kaynaklarında bu durum bölgenin kuzeyinde Kürtlerin ve Türklerin yaşadığı Arapların bulunmadığı yazılı. Türklerin Kerkük, Erbil, Altunköprü bölgesinde, Kürtlerin de Süleymaniye, Zaho ve Duhok bölgesinde yerleşik oldukları var...

    Avni Özgürel

    Kaynak : Radikal-çevrimiçi / Yorum / Osmanl? eyalet-vilayet sistemi .

  2. #2
    Administrator exodos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2007
    Bulunduğu Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    528

    Standart Osmanlı'da Eyalet

    Eyalet

    Osmanlı merkez teşkilâtının dışında, taşrada bulunan ve beylerbeyi tarafından yönetilen en büyük idârî bölge.
    Osmanlı Devleti'nde taşra teşkilâtı, aşağıdan yukarıya köy, nahiye, kaza, sancak ve eyalet olmak üzere idarî taksimata ayrılmıştı. Temel idarî birim sancak olup, sancakların birleşmesinden eyalet (vilâyet) veya beylerbeylik denilen büyük idarî birimler meydana gelmektedir. 1590 tarihine kadar, teşkilât tabiri olarak beylerbeylik kelimesi kullanılmış, bu tarihten itibaren eyalet tabiri kullanılmaya başlamıştır.

    Osmanlı hakimiyeti altında bulunan topraklardan büyük bir kısmı, doğrudan doğruya padişahın otoritesi altındaydı. Buralarda timar denilen bir toprak sistemi uygulanıyordu. Devletin gelirleri, bir takım görevler karşılığı, idarecilere ve sipahilere tahsis edilmekteydi. Ekserisi Anadolu ve Rumeli’de bulunan bu eyaletlere salyânesiz yani yıllıksız denilirdi.

    Bunun yanında Osmanlılar, Anadolu ve Rumeli eyaletlerinden daha bağımsız; Mısır, Bağdat, Yemen, Basra, Lahsa, Habeş ve Garb Ocakları denilen Cezâyir, Tunus, Trablusgarb gibi eyaletlerin şekillendiği toprakları idarî çatıları altında toplanmaktaydılar. Bunlara salyâneli yani yıllıklı eyaletler denilmektedir. Buralarda Osmanlı beylerbeyi idaresi altında askerî, malî ve adlî sahalarda değişik bir tatbikat vardı. Bölgenin beylerbeyi, yani valisi, eyaletin idarî ve askerî harcamalarını gerçekleştirdikten sonra salyâne yani yıllık adı altında devlet merkezine muayyen bir miktar göndermekle yükümlü idi.

    Bunlara benzer olarak, Doğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde, idaresi kabile beylerine ait irsî sancaklar vardı. Hükümet denilen bu sancaklarda, bütün gelirler irsî kabile beylerine ait bulunuyordu. Buna karşılık bu beyler, belirli bir oranda asker toplamak ve gerektiğinde devletin emrine göndermek durumunda idi. Bölgenin şehirlerinde birer kadı ve yeniçeri garnizonu bulunması, diğer eyaletlerle birlikte taşıdıkları ortak özelliklerdi. Bunlara aynı zamanda yurtluk ve ocaklık idaresi de denirdi.

    Eyaleti idare eden beylerbeyi, padişahın otoritesini temsil eden en yüksek yöneticiydi. Eyaletin her bir sancağına devlet merkezinden bir sancak beyi tayin edilirdi. Paşa Sancağı adı verilen eyalet merkezine de eyalet valisi gönderilirdi. Eyalet valileri hem askerî hem de mülkî yöneticilerdi. Beylerbeyi, emri altındaki görevlilerle birlikte merkezdeki Dîvân-ı hümâyûn'un küçük bir benzeri olan beylerbeyi dîvânı ile eyaleti yönetmekteydi. Beylerbeyinin yanında bölgenin kaza (yargı) kuvvetini ise kadı temsil ediyordu. Bey, kadı'nın hükmü ve kararı olmadan hiç kimseyi cezalandıramazdı. Osmanlılar, eyalet idaresinde bu kuvvetler ayrımını âdil bir idarenin esası saymışlardır.

    Sultan Birinci Murad Han (1360-1389) devrinde, Balkanlar'daki fütûhâtın devamı ve elde edilen toprakların idarî kontrolü için, Lala Şahin Paşa, Rumeli beylerbeyi tayin edildi (1362). Birinci Murad Han, daha sonra oğlu Bayezid’i doğuda yeni fethedilen bölgelerin beylerbeyi olarak Kütahya’ya gönderdi, ki burası Osmanlıların ikinci beylerbeyliğinin (Anadolu) nüvesini meydana getirdi (1393).

    Sultan Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin’e ait memleketleri eline geçirince, Rûmiyye-i sugrâ (Amasya, Tokat, Sivas) vilâyetini, üçüncü bir beylerbeylik olarak ihdas etti. On beşinci yüzyıl ortalarına kadar devam eden bu üç beylerbeylik, Osmanlı Devletinin temelini teşkil etti.

    1468 yılında fethedilen Karaman, bir beylerbeylik hâline getirildi. Kanunî Sultan Süleyman Han'ın saltanatı başlarında; Dulkadriye (Maraş), Haleb, Şam ve Mısır beylerbeylikleri kuruldu. Yine Kanunî devrinde yapılan yeni fetihler neticesinde Asya’da Bağdat, Van, Erzurum, Şehrizor; Avrupa’da Budin ve Tameşvar gibi beylerbeylikler teşkil olundu. Nihayet, 17. yüzyıl başlarında, eyaletlerin sayısı 32’ye ulaştı. Bu düzen içinde padişah, hiç masrafa girmeden, bir emirle kısa zamanda ordunun en büyük kısmını meydana getiren eyalet askerlerini toplayabiliyordu.

    On altıncı yüzyılın ikinci yarısına kadar kapıkulu ocakları ile (yeniçeriler ve diğerleri) birlikte devletin ordusunun en önemli kısmını eyalet askerleri teşkil etmekteydi.

    1528 tarihli arşiv belgelerine göre, 27.000 kapıkulu askerine karşılık eyalet askeri olarak timarlı sipahi ordusu 90.000’i bulmaktadır. 1610 tarihlerinde kapıkulu ocakları 90.000, timarlı sipahi ordusu ise 115.000 olarak hesaplanmaktadır. Bu tarihte zaten timarlı sipahi ordusu, önemini kaybetmeye başlamıştır.

    Kanunî Sultan Süleyman devrinde, Pargalı İbrahim Paşa'nın sadrazamlığı zamanında, Osmanlı Devletinin her tarafındaki idarî bölgelerini yani eyalet ve livalarını (sancak), bunların idarecilerini ve ne kadar hasları olduğunu gösteren listeler, bugün Topkapı Sarayı Müzesi Arşivinde muhafaza edilmektedir. On altı ve on yedinci yüzyıla ait eyalet teşkilâtına mahsus bilgileri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki sancak tevcihât, rüûs ve tahvil defterlerinde bulmak mümkündür.

    On altıncı yüzyıla ait tapu-tahrir defterlerinde de; sancak, kaza, nahiye, köy derecesine kadar eyalet teşkilâtına ait gayet kıymetli bilgiler verilmektedir.

    Asya, Avrupa ve Afrika’daki eyalet ve başşehirleri şunlardır: Anadolu (Ankara ve Kütahya), Rumeli (Edirne sonra Sofya ve Manastır), Rum (Amasya ve Sivas), Bosna (Saraybosna), Karaman (Konya), Dulkadir (Maraş), Şam (Dımaşk), Mısır (Kâhire), Trablusşam (Tripoli), Yemen (Zabîd, San’a), Cezâir-i Bahr-i Sefîd (Gelibolu), Cezâir-i Garb (Cezâyir), Lahsâ (Katîf), Trablus-Garb (Tripoli-Libya), Habeş (Suakin ve Cidde), Kıbrıs (Lefkoşe), Trabzon, Kefe, Halep, Kars, Bağdat, Van, Tunus, Basra, Budin, Tameşvar, Çıldır, Erzurum, Şehrezur, Diyarbekir, Musul.

    Osmanlı Devletinin eyaletlerinin idaresindeki yürütme ve yargılama gücünü ayırması, bugünkü hür devletlerin tatbik ettiği kuvvetlerin ayrılığı prensibinin aynısıdır.

    Osmanlılar, eyalet sistemini bünyesinde yüzyıllarca uygulayıp, geliştirmiş, böylece devrinin en iyi idare sistemine sahip olmuştur. Bugün, Amerika Birleşik Devletleri ve Federal Alman Cumhuriyetindeki eyalet sistemi, Osmanlılardakine benzemektedir. .

+ Konuyu Cevapla

Benzer Konular

  1. "Füze sistemi savunma amaçlı"
    Konuyu Açan: Habertürk, Forum: Habertürk.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08-09-2011, 23:46
  2. Canlılarda Boşaltım Sistemi
    Konuyu Açan: exodos, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 04-09-2011, 23:13
  3. Canlılarda Dolaşım Sistemi
    Konuyu Açan: exodos, Forum: Biyoloji.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04-09-2011, 23:05
  4. İlginç Amerikan Eyalet Yasaları
    Konuyu Açan: exodos, Forum: İlginç Bilgiler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02-09-2011, 22:35

Bu Konu İçin Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
Logo Bayi Eta Ana Bayi
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52